Ülkemizin yaklaşık 200 yıldır yaşamakta olduğu derin ve sürekli bir dönüşüm var. Bu dönüşümün siyasi,
ekonomik, kültürel, hukuki boyutları bu gün her zamankinden daha fazla toplumumuzun ilgi nesnesi olmuş durumda.
Bir millet/devlet projesi olarak olarak yürütmekte olduğumuz AB ye katılım ve ortaklık projesinde
1957 Roma antlaşmasıyla kabul edilen ve o günden bu yana birliğin en başarılı proje ve yasal yapılarından birisi olarak işleyen Ekonomik Sosyal Konsey,
siyasetin AB normlarında, tam demokratik, kesintisiz ve mümkün olan en geniş temsil ve katılımla işlemesi ve sorun çözme yeteneğini derinleştirerek ve
genişleterek sürdürmesi imkanı oldu.
Ülkemizde de ekonomik sosyal konseyin 2000’li yıllardan itibaren kurulup işletilmesi, işlemesinin önündeki yasal
ve fiziki engellerin büyük ölçüde çözülmesi ve hükümet başta olmak üzere ilgili tarafların yoğun destek ve ilgileriyle Türkiye’nin sorunlarını çözmede,
demokratik sistemin işletilip yaygınlaştırılmasında, sınırlı bir temsili demokrasiden toplumun tüm kesimlerini içeren temsil ve katılım yetenek ve standartları
hayli yükselmiş bir demokratik aşamaya geçişi sağlanmıştır .
Bugün yapılan anayasa reformuyla bu demokratik standartları hayli yüksek mekanizma, ülkemizde de AB’de olduğu gibi anayasal güvence altına alınmakta ve
birilerinin insiyatif ve müdahelerinden korunup ülkemizde demokratik sistemin temsil ve katılım boyutlarını anayasal garanti altına almaktadır .
Bu düzenlemeyle birlikte ülkemizde başta işçi ,işveren sendikaları sanayici ler, işadamları ,serbest meslek örgütleri STK
lar KOBİ ler DPT Çalışma Bakanlığı ve bunlara servis veren kuruluşlar yasal ve medeni bir zeminde birbirleriyle görüş alışverişinde
bulunup sorunların çözümünde makul bir işbirligi içinde çalışabileceklerdir.
Burada tarafların tüm toplumu temsil eder şekilde bir araya gelmeleri, özellikle 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde uzlaşarak
sorun çözme yeteneğimizin artamasında önemli katkılarda bulundu. Bugün artık bu reformla bu işleyiş anayasal güvence altına alınıp yaygın
bir kabul ve desteği AB standartlarında bir mekanizmaya dönüştürmektedir.
Bir hayli geç kalmış olsak da, bu yapılan reformlar ülkemizde sağlıklı bir ekonomik büyümenin anayasal yasal altyapısını sağlamaktadır.
Bunun sonucu olarak artık ülkemizde işadamlarının ve temsilcilerin büyümenin önünde engel anayasamız var diye, işçi
örgütlerinin işçilerin sorunlarını anlatıp ilgili taraflara iletemiyoruz diye, meslek örgütlerinin sorunlarını yasal zeminde anlatamıyoruz diye, STK’ların çabalarımızda muhatap alınmıyoruz ve bulamıyoruz diye, DPT benzeri kurumların yapılan çalışmaların rasyonel bir zemini olması için yeterince katkıda bulunamıyoruz diye yakınmakta oldukları geleneksel işleyiş büyük ölçüde geride kalıyor .
AB startlarında bir kurum olarak Ekonomik ve Sosyal Konsey, Türk toplumunun sorun çözme yeteneğinin anayasal altyapısı olan
hukuki ve medeni zemini olarak ortaya çıkartılıyor.
Mevcut Anayasa’nın 51. maddesi, aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunmasına manidir.
Anayasa değişikliğinde bu engel ortadan kaldırılmış, böylelikle Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı
Sözleşmesine aykırılık da ortadan kaldırılmıştır.
Anayasa değişikliğinde, çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve genel kabul gören evrensel
ilkelerle bağdaşmayan grev hakkına getirilen anayasal sınırlamalar kaldırılmıştır.
Grev esnasında meydana gelen zararlardan sendikanın sorumlu olacağına dair sorumluluk hükmü,
sendikal hakların güçlendirilmesi amacıyla değişiklikle birlikte yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylece sendikalara daha rahat bir şekilde grev kararı alma imkânı getirilmiştir.
Mevcut durumda, siyasi amaçlı grev ve lokavt gibi faaliyetler yasaktır.
Bu yasaklar, evrensel çalışma hayatı standartlarına ve konuyla ilgili uluslararası belgelere aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasa’nın mevcut 53. maddesine göre, memurların toplu sözleşme ve toplu görüşme hakkı bulunmaktadır.
Toplu görüşme uygulamasında son sözü Bakanlar Kurulu söylemektedir ve memurlar Bakanlar Kurulu Kararı’na uymak zorunda bırakılmaktadırlar.
Anayasa değişikliğinde öncelikle toplu sözleşme hakkı getirilmiş, anlaşmazlık halinde son söz, içinde memurların temsilcilerinin de bulunduğu Kamu
Görevlileri Hakem Kurulu’na verilmiştir.
Böylelikle Bakanlar Kurulu’nun son sözü söyleme yetkisi kalmamıştır.
Getirilen bir yenilik de toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere de yansıtılacak olmasıdır.
İşçi ve işveren sendikalarının, tüccarın, esnafın, sanayicinin bağlı bulundukları derneklerin, meslek örgütlerinin ve odaların çatı kuruluşları olan birlik ve
konfederasyonların temsilcileri ile bazı hükümet üyelerinden oluşan, Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu değişiklikle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Katılımcı demokrasinin gereği olan bu uygulama Türkiye’nin son 8 yıllık kalkınma ve gelişmesinde çok olumlu katkılar sağlamıştır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey artık hükümetlerin tercih ve inisiyatifine göre değil, anayasal bir zorunluluk olarak sosyal ve ekonomik politikaların
belirlenmesi ve uygulanmasında hep var olacaktır. Bu ise toplumun çok geniş bir bölümünün yönetime dahil edilmesi demektir.