Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olma hakkına EVET
Mevcut
Anayasa’nın 51. maddesi, aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunmasına
manidir. Anayasa değişikliğinde bu engel ortadan kaldırılmış, böylelikle
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının
Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesine aykırılık da ortadan kaldırılmıştır.
Grev hakkının önündeki engellerin ortadan kaldırılmasına EVET
Anayasa
değişikliğinde, çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve
genel kabul gören evrensel ilkelerle bağdaşmayan grev hakkına getirilen anayasal
sınırlamalar kaldırılmıştır.
Grev esnasında meydana gelen zararlardan
sendikanın sorumlu olacağına dair sorumluluk hükmü, sendikal hakların
güçlendirilmesi amacıyla değişiklikle birlikte yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylece sendikalara daha rahat bir şekilde grev kararı alma imkânı
getirilmiştir.
Mevcut durumda, siyasi amaçlı grev ve lokavt gibi faaliyetler
yasaktır. Bu yasaklar, evrensel çalışma hayatı standartlarına ve konuyla ilgili
uluslararası belgelere aykırılık teşkil etmektedir
Memurlara ve emekli
memurlara toplu sözleşme hakkına EVET
Anayasa’nın mevcut 53. maddesine göre,
memurların toplu sözleşme ve toplu görüşme hakkı bulunmaktadır. Toplu görüşme
uygulamasında son sözü Bakanlar Kurulu söylemektedir ve memurlar Bakanlar Kurulu
Kararı’na uymak zorunda bırakılmaktadırlar.
Anayasa değişikliğinde öncelikle
toplu sözleşme hakkı getirilmiş, anlaşmazlık halinde son söz, içinde memurların
temsilcilerinin de bulunduğu Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na verilmiştir.
Böylelikle Bakanlar Kurulu’nun son sözü söyleme yetkisi kalmamıştır.
Getirilen bir yenilik de toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere de yansıtılacak
olmasıdır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey için anayasal güvenceye EVET
İşçi ve işveren sendikalarının, tüccarın, esnafın, sanayicinin bağlı
bulundukları derneklerin, meslek örgütlerinin ve odaların çatı kuruluşları olan
birlik ve konfederasyonların temsilcileri ile bazı hükümet üyelerinden oluşan,
Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu değişiklikle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Katılımcı demokrasinin gereği olan bu uygulama Türkiye’nin son 8 yıllık kalkınma
ve gelişmesinde çok olumlu katkılar sağlamıştır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey
artık hükümetlerin tercih ve inisiyatifine göre değil, anayasal bir zorunluluk
olarak sosyal ve ekonomik politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında hep var
olacaktır. Bu ise toplumun çok geniş bir bölümünün yönetime dahil edilmesi
demektir.
EKONOMİK SOSYAL KONSEYIN ANAYASAL ALTYAPISI
Ülkemizin yaklaşık 200 yıldır yaşamakta olduğu derin ve sürekli bir dönüşüm
var. Bu dönüşümün siyasi, ekonomik, kültürel, hukuki boyutları bu gün her
zamankinden daha fazla toplumumuzun ilgi nesnesi olmuş durumda .
Bir
millet/devlet projesi olarak olarak yürütmekte olduğumuz AB ye katılım ve
ortaklık projesinde 1957 Roma antlaşmasıyla kabul edilen ve o günden bu yana
birliğin en başarılı proje ve yasal yapılarından birisi olarak işleyen Ekonomik
Sosyal Konsey, siyasetin AB normlarında, tam demokratik, kesintisiz ve mümkün
olan en geniş temsil ve katılımla işlemesi ve sorun çözme yeteneğini
derinleştirerek ve genişleterek sürdürmesi imkanı oldu.
Ülkemizde de
ekonomik sosyal konseyin 2000’li yıllardan itibaren kurulup işletilmesi,
işlemesinin önündeki yasal ve fiziki engellerin büyük ölçüde çözülmesi ve
hükümet başta olmak üzere ilgili tarafların yoğun destek ve ilgileriyle
Türkiye’nin sorunlarını çözmede, demokratik sistemin işletilip
yaygınlaştırılmasında, sınırlı bir temsili demokrasiden toplumun tüm kesimlerini
içeren temsil ve katılım yetenek ve standartları hayli yükselmiş bir demokratik
aşamaya geçişi sağlanmıştır .
Bugün yapılan anayasa reformuyla
bu demokratik standartları hayli yüksek mekanizma, ülkemizde de AB’de olduğu
gibi anayasal güvence altına alınmakta ve birilerinin insiyatif ve
müdahelerinden korunup ülkemizde demokratik sistemin temsil ve katılım
boyutlarını anayasal garanti altına almaktadır .
Bu düzenlemeyle
birlikte ülkemizde başta işçi ,işveren sendikaları sanayici ler, işadamları
,serbest meslek örgütleri STK lar KOBİ ler DPT Çalışma Bakanlığı ve bunlara
servis veren kuruluşlar yasal ve medeni bir zeminde birbirleriyle görüş
alışverişinde bulunup sorunların çözümünde makul bir işbirligi içinde
çalışabileceklerdir.
Burada tarafların tüm toplumu temsil eder
şekilde bir araya gelmeleri, özellikle 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde
uzlaşarak sorun çözme yeteneğimizin artamasında önemli katkılarda bulundu. Bugün
artık bu reformla bu işleyiş anayasal güvence altına alınıp yaygın bir kabul ve
desteği AB standartlarında bir mekanizmaya dönüştürmektedir.
Bir
hayli geç kalmış olsak da, bu yapılan reformlar ülkemizde sağlıklı bir ekonomik
büyümenin anayasal yasal altyapısını sağlamaktadır.
Bunun sonucu olarak artık
ülkemizde işadamlarının ve temsilcilerin büyümenin önünde engel anayasamız var
diye, işçi örgütlerinin işçilerin sorunlarını anlatıp ilgili taraflara
iletemiyoruz diye, meslek örgütlerinin sorunlarını yasal zeminde anlatamıyoruz
diye, STK’ların çabalarımızda muhatap alınmıyoruz ve bulamıyoruz diye, DPT
benzeri kurumların yapılan çalışmaların rasyonel bir zemini olması için
yeterince katkıda bulunamıyoruz diye yakınmakta oldukları geleneksel işleyiş
büyük ölçüde geride kalıyor .
AB startlarında bir kurum olarak
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Türk toplumunun sorun çözme yeteneğinin anayasal
altyapısı olan hukuki ve medeni zemini olarak ortaya çıkartılıyor.